Ruhun Disiplini III — Arzulayan Kim?
Güncelleme tarihi: 25 Ağu
İnsan hep bir şey ister.
Ve çoğu zaman,
istediği şeyin gerçekten kendisine ait olduğundan hiç şüphe etmeden ister.
Bir insanı.
Bir ihtimali.
Henüz yaşanmamış bir hayatı.
Arzu, gözünü daima ileride bir yere diker.
Burada değil.
Henüz değil.
Biraz daha.
Ve insan fark etmeden,
olduğu hâl ile olması gerektiğine inandığı hâl arasına
bir mesafe koyar.
Sonra o mesafeye, bir ömür verir.
Çünkü arzu yalnızca istemek değildir.
Bazen,
insanın eksiklikle kurduğu ilişkinin dilidir.
Epiktetos için arzu tam da burada
bir özgürlük meselesine dönüşür.
Çünkü insan,
huzurunu,
kendi iradesinin dışında duran bir şeye bağladığında,
ona yalnızca değer vermez.
Ona kendi üzerinde iktidar verir.
“İstiyorum”
yavaşça
“Olmalı”ya dönüşür.
Ve esaret bazen,
bir şeye sahip olamamaktan değil,
onsuz kendin olamayacağına inanmaktan doğar.
Fakat arzunun daha derin bir yüzü vardır.
İnsan arzuladığına kavuştuğunda bile,
arzulayan şey susmayabilir.
Schopenhauer tam burada daha karanlık bir yere bakar.
Çünkü isteme,
bir nesneye ulaşmakla sona ermez.
Yalnızca kendisine yeni bir yön bulur.
Bir eksiklik diner.
Bir başkası konuşur.
Bir zirveye varılır.
Ufuk yeniden uzaklaşır.
Ve insan
yaşamayı, hep bir sonraki eşiğin ardına bırakır :
' O zaman.'
Kendine sessizce aynı vaadi verir:
“O zaman tamam olacağım.”
Ama “o zaman” geldiğinde,
tamamlanan çoğu zaman insan değildir.
Yalnızca arzunun nesnesi değişir.
Ve nesne değişirken,
Arayan kalır.
Belki arzulanan şey,
hiçbir zaman yalnızca arzulanan şey değildir.
Bazı arzular,
ulaşmak istediğimiz yerden çok,
içimizde susturmak istediğimiz yere işaret eder.
İşte burada soru değişir.
Artık mesele,
ne istediğin değildir.
İçinde 'neyin' istediğidir.
Tasavvufun nefs terbiyesi de
insanı arzusuz bırakmaya çalışmaz.
Arzunun insandaki yerini terbiye eder.
Çünkü arzu,
yerini unuttuğunda yön göstermez.
Hükmeder.
İnsan yine ister.
Sever.
Arar.
Çabalar.
Ama istediği şey,
varlığının şartı olmaktan çıktığında,
arzu da hükmünü kaybetmeye başlar.
Belki özgürlük,
hiçbir şey istememek değildir.
İstediğin şeyin,
sana kim olduğunu söylemesine izin vermemektir.
Çünkü insan arzularına yeterince uzun baktığında,
bir süre sonra istediği şeyleri değil,
isteyen şeyi görmeye başlar.
Ve ruhun disiplini,
belki tam burada derinleşir ;
Arzuyu susturmakta değil,
Onun karşısında sessiz kalabilmekte.
Hemen doyurmadan
Bastırmadan
Peşinden gitmeden
Yalnızca bakarak.
Çünkü insan,
istediği şeylerden önce,
isteyen şeyi tanımalıdır.
Ve belki asıl soru hiçbir zaman
“Neyi istiyorum?”
değildir.
Daha sessiz bir soru vardır;
İnsanın kendisinden bile saklanabilen..
“Arzulayan kim?”
Çünkü insan bazen,
arzularının peşinden giderken kendisine yaklaşmaz.
Kendisinden uzaklaşır.
Ve belki aradığı şey,
bir sonraki arzunun ardında değil—
arzulamaya ihtiyaç duymadığı o sessiz yerde bekler.


Yorumlar